Hakkımda

Ben Kimim?

1.85 Boyunda, 90 kilo, eli ayağı tutan biriyim 🙂

Biraz Bahsedeyim…

Öyle çok fazla anlatılacak bir şey yok aslında. Sıradan bir çocukluk dönemim oldu, tek farkım o zamanlar mahallemizde ki çocuklarda olmayan Lego setimdi. Onu da akrabalarım Almanya’dan getirmişti. O Lego setinin beni diğer çocuklardan farklı kıldığını sanıyordum, çünkü öyle anlamamı sağlıyorlardı ve sağladılar da. Yaşıtlarım Lego diyemiyor “sök tak” gibi TDK yollarına adımı o zamanlardan atmaya başlamışlar gibi isimler uyduruyorlardı.

Farklı kılan ise bunu hayatımın bir parçası yapmalarıydı, artık yaşıtlarım bana ismim ile değil, sök tak diye sesleniyorlardı. Çıkmaz sokakta yer alan 2 katlı bahçeli gecekondu evimizle beraber aklımda kalan bu garip isim yer yapmış sadece.

Okul dönemlerim ise tam bir kabustu, o zamanlar asi biri olduğum için; “Ben kurallara değil, kurallar bana uysun!” gibi saçma bir iddia içerisine girmiştim.

82 gün devamsızlık ise o zaman ki bu saçma düşüncemin hediyesi olmuştu. Rapor arama savaşına düştüğümde anladım ki bu dünyanın düzeni kurallara asla tamamen ters düşmemekten başlıyormuş. Raporu mu? Buldum ama 82 günün tamamını kapatamadım, onlar kapattı, yani beni salladılar olduğum yerde.

İşte okulda öğrendiğim tek şey buydu, “Dünyanın düzenine karşı gereksiz savaşlar vermemek.”

Ayrı Evde Yaşamaya Başlamak…

17 Yaşıma geldiğimde aileme “Ben artık kendi ayaklarım üzerinde durmak ve kendi hayat savaşımı vermek istiyorum” dedim. Onlar da “Hayat senin…” diye bana gülümseyerek onay verdiler. Yalnız bu gülümseme tecrübenin verdiği alaycı ifadeymiş ve ben bunu çok sonra anladım.

Ailem bana her konuda çok güvenmiştir, ne kadar hikayeden asi bir gençlik dönemim olduysa da, asla ailemin başını öne eğecek bir davranışta bulunmadım ve bunun ödülünü, yani onların güvenini kazandım.

2 Arkadaşımla ayrı bir evde oturmaya başladık, hay oturmaz olaydım dediğim sayıyı tahmin bile edemezsiniz Annelerimizin 1 günde yapmış olduğu tüm işleri biz 2 arkadaş bir haftada yapamıyorduk. Bulaşık yıkamaktan, uydurmasyon yumurta tarifleri icat etmekten ve kaynak aramaktan bunalmıştık.

Sonra beklenen son, yani o alaycı gülümsemenin nedeni olan pes etmeler başladı. Ben etmemekte ısrarcıydım çünkü “Anne ve Baba, ben geri döndüm, yani pes ettim!” demek istemiyordum.

Bu inatla bu zamana kadar gelebildim, aileme hiç bir şekilde yük olmadan bir şeyler yapabilmenin tadı çok ayrı.

Hayat Okulu…

Ailemden ayrı yaşadığım süre içerisinde çok şey öğrendim, çok çevrem oldu ve hepsi kaliteli insanlar ile doluydu. İnsanların sadece TV’de veya yoldan geçerken gördükleri ünlüler ile aynı ortamlarda bulundum, aynı masada yemek yedim ve aynı havayı soludum, evlerine misafir oldum.

Ünlüler dediysem o süslü bebekler değil. Yazarlar, yönetmenler, oyuncular ve bir kaç sinema oyuncusu… Yani Türkiye’nin saygı duyduğu insanlardı bunlar. Onlar bana çok şey öğretti, onların ağızlarından çıkan her söz bir ders gibiydi.

Kendi hayat mücadelemi verirken bana asla kimse yol göstermedi. Benim hayat öğretmenim ben oldum, yemek yerken hangi çatalı veya kaşığı kullanacağımı tutun da, oturup kalkmasına kadar hep gözlemleyerek kendime öğrettim.

Kendi kendimi yetiştirdim her zaman, yaşıtlarım magazin programları izlerken benim tek tutkum teknoloji oldu. Halen zaman buldukça yeni bir şeyler öğrenmek için teknoloji belgeselleri izler dururum. Ve bunlar inanın çok şey kazandırıyor, savaşta en büyük silah zekadır. Çünkü asla saldırının nereden geleceğini bilemezsiniz, bu yüzden her zaman hazırlıklı olmalı ve saldırıya göğüs germelisiniz.

Güven çok önemlidir, bir kaç soruya yenik düşmek bile sizin kendinize olan güveninizi yıkmaya yeterde artar bile.

Hadi Çalışalım…

Çok iş yaptım, çalışmalıydım.. Tek yaşayan arkadaşlar bilirler bu zorluğu, kendi ayaklarının üzerinde durmak o kadar kolay değil hele ki yer Türkiye ise.

Antalya’ya kaçıp sahil de bulunan dürümcü tezgahından tutunda, iç mimarlık olayına kadar el attım 🙂 Bar’da çalıştım, dürümcü arabasında çalıştım (kar, yağmur demeden ) bu dürümcülük zamanında donuma kadar ıslandığım ve yataklara düştüğüm bile oldu 🙂 İstanbul’a kaçtığım bir dönem Bağdat caddesinde bir firmada çalıştım, iç mimarlık üzerine ve halen ev dekor etmeyi çok seviyorum. Pastanede tezgahtarlık yaptım bu işte baya sevilmiştim, çünkü insanlar ile diyalogum oldukça iyidir konuşmasını severim.

Babamın dükkanında çıraklık yaptım, hiç kimse “Bu patronun çocuğu…” deyip torpil geçmedi, babamın emri böyleydi. “Bırakın, hayatı ve yanında çalışanların neler çektiğini öğrensin.” Ben bir boyacının o kış kıyamette ne çektiğini, bir demirci ustasının ve çırağının ne zorluklar ile 12. katta cambazlıklar yaptığını, bir sıvacının elleri soğuktan tutmadığı halde o işi bitirip evine ekmek götürme savaşını çok iyi bilen biriyim. Çünkü ben asla patron çocuğu olmadım, her zaman işçi çocuğu gibi onlarla beraber yaşadım, aynı gazete kağıdının üzerinde oturup domatesle ekmeğimi yedim.

Bir ara hobi olarak bir ajansta yer aldım, barda çalıştığım zamanlarda “Düşünür müsün?” diye teklif gelmiş ve bende merak ederek kabul etmiştim. Ha o kadar merak edilecek bir şey değil, en azından hobi olarak olabilir. Ortamları bana göre değil dedim, hepsi birbirinin kuyusunu kazıyorlar, o kadar çakalın arasında bende çakal olmak istemedim, 1 sene hobi olarak devam ettim. Zaten gençlik zamanlarındaydı, şimdi beni kim ne yapsın 🙂

Kadınlar…

Hayatıma çok kadın girdi, hepsi bana bir şeyler öğretti, hepsi hayatıma bir anlam kattı. Erkeklerin savunmasız kaldığı konularda tecrübe sahibi oldum, kadınları tanıdım. Bir kadının gözünün içine baktığımda onun aklından geçenleri görecek kadar.

Her kadın bana bir parçasını bıraktı, kimi iyi, kimi kötü. İyi olanlar benim ödülüm, kötü olanlar ise benim tecrübe basamaklarım oldu.

Benden 10 yaş büyük sevgilimde oldu, 3-4 yaş küçük sevgilimde. Ünlü sevgilim de oldu, kalbi elmaslardan bile değerli sevgilim de oldu, dini imanı olmaz sözüne örnek olacak sevgilim de oldu.

Hepimizin hataları ve sevgiden bekledikleri var, kalbi elmaslardan değerli bir insan mutlaka çıkacak karşınıza. Seveceksiniz, tapacaksınız, sevileceksiniz döngü hiç bozulmadan devam edecek ve o insanla bir küser bir barışık olacaksınız, her ilişkide olduğu gibi. Önemli olan uzun süren tartışmaların olmaması, bunu başarırsanız önünüzde hiç bir engel kalmıyor. En büyük engel aranızda ki fikir çakışması, önce içinizde hal edecek sonra sizi yıpratmak isteyenleri sevdiğinizle üstesinden geleceksiniz. “Aşk bu, boru mu!” dediğimiz şekilde bir durum bu, o tartışmalar günlerce sürüyor ise bu iş bitmiştir zaten. Uzatmaları oynamanın anlamı yok, ben nefret edeceğim değil, her zaman aklımda olacak bir aşk yaşamak isterim.

Dönüm Noktası…

Askerliğimi yaptım. Korkmayın askerlik anılarımı anlatmayacağım 🙂 Tek başıma gittim, teslim oldum. Sanırım biraz fazla teslim olmuşum, 34 günde 19kg verdim, toplam 1.000km’den fazla yürüdüm. İçeride herkesin söylediği tek şey; “Buradan batıya asker çıkmaz.” sözü sonunda kendini kanıtladı. İsmini vermeyeceğim bir birliğe usta askerliğim çıktı ama bu çıkan yer kaderimin yönünü değiştirdi veya kaderim bu şekildeydi.

Söylendiği gibi, doğuda özel bir birliğe çıktı usta askerliğim. Daha önce yaşadıklarımdan sonra “Hayat bana daha ne öğretebilir ki?” diyordum ama doğudaki bu birlik bana hayatımın en büyük tecrübelerini yaşattı. Özel bir birlik olduğu için ne anlatmaya yetkim var ne de yaşananların bana kattıklarından dolayı dermanım. Bu yüzden askerlik anısı dediklerinde ben sadece dinlerim, anlatamam. Bu sebeple bu konuyu burada kapatıyorum.

Askerlik sonrasında hayatımda çok can kayıpları yaşadım, çok yakınım, çok uzaklarım… Hepsi benden o kadar çok şey götürdü ki anlatması inanılmaz zor. İşte ben böyleyim yani dışarıdan çok mutlu gözüken ama içi bu üzüntüyle çürümüş biriyim.

Ah Şu Bilgisayar…

2000 yılına kadar bilgisayarı asosyal bir iş olarak görüyordum. Çok geçmişim yok açıkcası bu konuda, 2000 yılında klavyede harf arardım 🙂 Bilgisayarın ilk harfinden anlamazdım, sizlerin şimdi destek aldığı hiç bir şey o yıllarda açıkcası yoktu. Format C: yap derlerdi, kimse nereye nasıl yazacağımızı pek anlatmazdı çünkü bir HACK furyası almış başını gitmiş durumdaydı herkesin fikride zikri de bunun üzerineydi.

2002 yılında hırs yaptım resmen ve 2002 yılının sonunda deneme yanılma yoluyla işletim sistemi ve donanım ekle/kaldır işlemlerini çözdüm. Hocam yoktu bu konuda, çevremde bunu asosyal işi olarak gören çok insan olduğu için yardım almak mümkün olmuyordu.

2002 yılında kendimi farkında olmadan o kadar geliştirdim ki ünlü bir oyun sitesinin oyun odaların tamamı için operatörlük teklif ettiler, 1 yıl kadar burada görev aldım. Daha sonra bu kurulu sistemin hatalı olduğunu, üyelerin bir çok açığa maruz kalabileceğini, mail sisteminin güvenli olmadığını dile getirdim. Çömez birini pek sallamadılar 🙂 Yollarımızı ayırdık, ben işin peşini bırakmadım tabii. Java kodlarının açığını buldum, o gün o firmanın dönüşüm noktası oldu.

O sitede oyun oynayan ne kadar kişi varsa bir gece tek bir tıkla banladım, buna sahibi de dahil 🙂

Özel mail adreslerini hiç bir şifre değiştirmeden ve ellerinden almadan odalara oyuncu olarak ekledim. Bunları tabii o işten ayrıldıktan sonra, elimde hiç bir panel olmadan ve herkesin kolaylıkla yapabileceği şekilde java kodları ile gerçekleştirdim.

Bu açıkları söylediğimde dikkate almayan firma, bu işlemlerimden sonra yapılarında büyük değişiklik yaptılar mutlu huzurlu devam ediyorlar yollarına 🙂

2002 Yılında Dünya’nın önde gelen donanım ve araştırma şirketi Tom’s Hardware Guide ile tanıştım. Hani bilgisayar ürünü alırsınız onun üzerinde logo vardır THG testinden onay almıştır diye. Bu sitede donanım ve yazılım konusunda sorulara cevap vererek, konuları araştırarak kendimi geliştirdim.

Bu dönem içerisinde Creative ses sistemi imparatorluğuna noktayı koydum. Alternatifleri uzun bir uğraştan sonra okuyuculara aşıladım, hem paraları cebinde kaldı hem de yüksek ses kalitesine daha ucuza ulaştılar. Diğer yandan Creative’in Türkçe dil desteğini sitelerinde sunmamalarından dolayı büyük baskı yaratacak makaleler hazırlayıp kullanıcılardan destek topladım. Creative genel sorumlulularından “yurtdışı merkez” Türkçe dil desteği sözü aldığımız bir yazı ulaştırdılar. Uzun zamandır da Türkçe dil üzerine kurulu sitelerinde bizlere hizmet veriyorlar.

Bu dönemlerde THG’den yönetimine girmem için teklif geldi, bu benim için önemliydi çünkü THG şimdiye kadar şirket bünyesi dışında yurtiçi ve yurtdışında hiç bir üyesini yönetimine almak için adım atmamıştı bu da benim için önemli bir dönemdi.

THG’de görev yaptığım dönemlerde bir çok bilgisayar mağazasının kötü adamı oldum 🙂 Kullanıcıyı kandırmaya yönelik reklam, bilgi ve buna benzer durumlarda devreye giriyor sitelerinde ki bilgileri, yanlış ürün tanıtımlarını, abartılı bilgi sunumlarını sildiriyordum. Bundan en büyük pastayı PCGOLD kapmıştı 🙂

Yine bu süreler içerisinde XP’nin çıktığı dönemlerde ilk bug “hatası” olan usbehci kodlu hatayı buldum. Bununla ilgili Microsoft ile yazışmalarımız oldu ve hata için yöntemler bulduk. Aynı dönemde Microsoft System Engineer eğitimimi bitirdim ve Microsoft hediye olarak hayatım boyunca istediğim zaman kullanabileceğim, arkasında Amerika vizesi bulunan MCSE sertifikamı gönderiler.

2004 yılında Türkiye’nin önce gelen forum sitelerinden birinde kurucu olarak görev aldım. Bu süreler içerisinde yazılım, güvenlik konusunda dökümanlar yazdım. Bu dökümanlarımı sadece bireysel kullanıcılar kullanmadı, İş Bankası gibi kurumsallar da çalışanlarına çıktılarını alıp dağıttılar.

Norton anti-virüs tekel dönemini Türkiye’de sona erdirdim. Kaspersky adlı programı hiç duymamış olan yurduma tanıttım bununla ilgili binlerce soruya cevap verdim. Şimdi herkes mutlu huzurlu 🙂 Diğer yazılım sitelerinde Kaspersky’ın babası olarak geçmekte ismim.

Sanırım halen internette dolaşan otuzu aşkın dökümanım var.

Bunu da yapma sebebim bana bu mereti kullanmaya başladığımda kimse yardımcı olmadı, İngilizcem çok zayıf olduğu için programlarda sorun yaşıyordum veya hakkında bilgileri çözemiyordum.

Sıfır İngilizce ile programların Türkçe kullanımı yemek tarifi anlatır gibi her yaşta kullanıcının anlayabileceği şekilde bıkmadan anlattım.

50 yaşında bir üyenin yazdığı halen aklımda “Allah razı olsun, öz evladım bana yardımcı olmaya zaman ayırmazken sayende bilgisayarı öğrendim, şimdi ben ona öğretiyorum bildiklerimi” Hayır duasının bu yaşamda herkese yeteceğini düşündüğüm için hiç bir karşılık talep etmeden yıllarca bıkmadan sorulara yanıt verip bilgilerimi paylaştım.

Birinin yol göstermesini beklemeyin, kendiniz elinizi taşın altına koyun. İlk başlayan arkadaşlara önerim, hack veya piçlik tabir edilen yöntemleri öğrenmekle başlamayın. Önce yazılımı (işletim sistemini) sonra donanımı öğrenin. Zararın ve hatanın nerden geleceğini kavrayın, ben 1 yılda geliştirdim kendimi ve herkesin de bunu yapacağına inanıyorum. 1 yılın sonunda artık öğretmen olursunuz.

Teknoloji ve internet dünyasında yaşadıklarım, çalıştığım dev firmalar anlatmakla bitmez, bu yüzden bu yazının içerisinde sizi bu konu ile daha fazla sıkmak istemiyorum 🙂

Hayatın Cilvesi…

Hayatımın içerisinde bir çok dönüm noktam oldu. Alkol ile aramızdan su sızmıyordu bir dönem, bir dönem arabalar ile ilgili çalışmalarımdan dolayı ölümden döndüğüm kazalarım oldu, elimden haksız şekilde alınan birikimlerimin sonucunda kinlerimi kustuğum dönemler oldu. Belki bir gün siz de en yakınlarımdan birisi olursanız ancak o zaman geri kalanlarını öğrenebilirsiniz.

Teşekkürler

Şöyle bir baktım da, amma da uzatmışım konuları 🙂 Yazının başında bu kadar uzun olacağını tahmin etmemiştim.

Değerli zamanını ayırarak bu sayfayı okuduysan sonsuz teşekkürler.

Bir Son Mu? Yoksa Yeni Bir Başlangıç Mı?

Levent Kırca’nın da dediği gibi;

Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötülükler çoğaldıkça kanıksanır. Güzel şeyler paylaşabildiysek sizinle, ne mutlu bana.
Dik durun. Adil olun, sabırlı olun, enerjinizin sirayet etmesine müsaade edin.
Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle.
Atatürk ile kalın, Cumhuriyet ile kalın, hoşça kalın…